Güncel »

İstanbul'da Osmanlı Ramazan Gelenekleri Üzerine Yapılan Araştırmalar

Osmanlı Devleti'nde Ramazan ayı, toplumsal yaşamı dönüştüren özel bir dönem olarak öne çıkıyor. Tarihçi Doç. Dr. Eralp Yaşar Azap, bu dönemde gündelik hayatın maddi ve manevi boyutlarının değiştiğini belirtiyor. Ramazan, yalnızca bir oruç ayı değil, aynı zamanda sosyal ilişkilerin yeniden tanımlandığı bir zaman dilimi olmuştur.

Osmanlı'da Ramazan ayının, dini ve kültürel referanslarla anlam kazandığını vurgulayan Doç. Dr. Eralp Yaşar Azap, "Ramazan, bireyin toplumla ve devletle olan ilişkisini yeniden şekillendiren bir sosyal organizasyon alanıdır" dedi. Bu ay boyunca, Osmanlı şehirlerinde gündüzleri sükûnet, geceleri ise canlı ve sosyal bir yaşam hâkim olmuştur. İftar ve sahur sofraları, sadece beslenme alanları değil, aynı zamanda statü ve dayanışmanın sergilendiği sosyal mekânlar haline gelmiştir. Saray mutfağı, bu kültürün düzenleyici ve örnek teşkil eden merkezlerinden biri olarak dikkat çekmektedir.

Ramazan Ayının Başlangıcı

Ramazan ayının başlangıcının hilalin görülmesiyle belirlendiğini ifade eden Doç. Dr. Azap, bu sürecin sadece dini bir gözlem değil, aynı zamanda idari bir süreç olduğunu belirtti. Kadılar ve güvenilir şahitler aracılığıyla yapılan hilal tespiti, padişaha bildirilir ve Ramazan’ın başlangıcı top atışlarıyla halka duyurulurdu. Bu an, şehir için sembolik bir eşik anlamını taşırdı. Sultan III. Selim döneminde hilalin ne zaman görüldüğü konusunda yaşanan tartışmalar, bu kutsal ayın başlangıcının belirlenmesinde yaşanan zorlukları göstermektedir.

Ramazan öncesinde camilerin temizlenmesi, kandillerin hazırlanması ve mahya geleneğinin devreye girmesi ile ilgili bilgiler veren Doç. Dr. Azap, "Mahyalar, Ramazan’a özgü görsel unsurlardır ve dini mesajları halka estetik bir dille ulaştırır" dedi. Evde yapılan hazırlıklar ise genellikle mutfak merkezliydi; bakliyat, pirinç, un ve şeker gibi temel gıda maddeleri önceden temin edilirdi. Bu durum, Ramazan’ın planlama ve düzen gerektiren bir dönem olarak algılandığını göstermektedir.

Gündelik Hayat ve Oruç

Ramazan ayı boyunca Osmanlı şehirlerinde gündelik hayatın belirgin bir şekilde değiştiğini belirten Doç. Dr. Azap, esnafın çalışma saatlerinin iftar ve sahur vakitlerine göre düzenlendiğini, oruç tutmayanların aleni biçimde yemek yemesinin hoş karşılanmadığını ifade etti. Bu durum, Ramazan’ın toplumsal alanı düzenleyici bir işlev gördüğünü ortaya koymaktadır. Ancak, gayrimüslim tebaanın kendi mahallelerinde bu tür bir baskıya maruz kalmadığı bilinmektedir; bu da Ramazan hassasiyetinin bağlamsal bir nitelik taşıdığını göstermektedir.

İftar Sofraları ve Yemek Kültürü

Ramazan, Osmanlı mutfak kültürünün en zengin biçimde sergilendiği dönemlerden biridir. İftar sofralarının, hem besleyici hem de sembolik anlamlar taşıyan yemeklerden oluştuğunu belirten Doç. Dr. Azap, "İftarın hurma veya zeytinle açılması, Hz. Peygamber’e atfedilen sünnet ile ilişkilidir" dedi. Çorba çeşitleri arasında tarhana, mercimek ve işkembe öne çıkarken; ana yemeklerde etli yahni, kuzu kebabı ve pilav yaygındır. Özellikle güllaç, Ramazan sofralarının karakteristik tatlısıdır ve bu dönemde yoğun talep görmüştür.

Sarayda Ramazan Uygulamaları

Osmanlı sarayında Ramazan ayının yüksek bir disiplinle yaşandığını ifade eden Doç. Dr. Azap, Topkapı Sarayı'nın mutfaklarının bu dönemde yoğun bir şekilde çalıştığını belirtti. Padişahın iftar sofrasında nitelikli yemekler bulunmakta, israfa izin verilmemekteydi. Ayrıca, artan yemekler çöpe atılmayarak ihtiyaç sahiplerine dağıtılmaktaydı. Bu uygulama, Ramazan’daki temsil rolünü güçlendiren önemli bir unsurdur.

Sosyal Hayat ve İbadet

İftar sonrasında Osmanlı şehirlerinin yeniden canlandığını belirten Doç. Dr. Azap, camilerin teravih namazları için dolup taştığını ve bu buluşma alanlarının sosyal hayatı canlandırdığını ifade etti. Ramazan geceleri, dini hassasiyet ile sosyal neşenin bir arada var olduğu nadir zamanlardan biridir. Yardımlaşma ve hayır faaliyetleri de bu dönemde yoğun şekilde yaşanmaktaydı. Zekât ve fitrelerin verilmesi teşvik edilirken, varlıklı kimseler, bakkallardaki veresiye defterlerinden borçlar seçerek ödemekteydi. Bu gelenek, Ramazan’ın Osmanlı toplumundaki hayır anlayışını teşvik ettiğini göstermektedir. Ramazan’ın son on günü ise manevi bir atmosfer içinde geçirilir, bayram namazı ve ziyaretlerle bu sürecin toplumsal kapanışı sağlanır.


Daha fazlası ve daha hızlı bilgi için sizde;
Facebook'ta @mersihnaber 'i
Instagram'da @mersinhaber 'i veya
Twitter'da @mersinhaber 'i takip edebilirsiniz.
İlk olarak anlık gelişmeleri sosyal medya hesaplarımızdan paylaşıyoruz.. Dilerseniz sosyal medya hesapları üzerinden sizlerde bir olayı ihbar edebilir veya bir gelişmeden bizleri haberdar edebilirsiniz.