Eskişehir'de Mahperi Hatun'un İnşa Ettiği Şeyh Turesan Zaviyesi'nin Mimari Özellikleri Keşfedildi
Eskişehir'de, Mahperi Hatun'un 1240 yılında yaptırdığı Şeyh Turesan Zaviyesi, tasavvufi ritüellerle şekillenen mimari sırlarını gün yüzüne çıkarıyor. Doç. Dr. Demet Kara, bu önemli yapı hakkında bilinmeyenleri paylaştı.
Bilgi: Instagram'da @mersinhaber'i takip ederek anlık gelişmelerden daha hızlı haberdar olabilirsiniz.
Anadolu Selçuklu Devleti’nin öne çıkan kadın figürlerinden biri olan Mahperi Huand Hatun, tarihi miraslarıyla anılmaktadır. Mahperi Hatun'un geride bıraktığı eserler arasında yer alan Şeyh Turesan Zaviyesi, tasavvuf eğitimlerinin gerçekleştirildiği, dervişlerin barındığı ve ibadet ettiği bir yapı olarak öne çıkmaktadır. Bu kapsamda Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü'nden Doç. Dr. Demet Kara, yüksek lisans tez çalışması olan "Mahperi Huand Hatun’un yaptırdığı yapılardan biri olan Şeyh Turesan Zaviyesi" hakkında bilinmeyenleri aktardı.
Zaviye-i Şeyh Turesan
Zaviye terimi, 14. ve 15. yüzyıllarda şehir, kasaba ve köylerde ya da yollar üzerinde bulunan, belli bir tarikata mensup şeyh ve dervişlerin yaşadığı, ayrıca yolculardan ücretsiz misafirlik hizmeti sunan müesseseleri ifade etmektedir. Bu yapıların zaviye olarak adlandırılmasının yanı sıra ribat, hânikâh, buk’a, savmaa, düveyre ve medrese gibi isimlerle de anıldığı görülmektedir. Kayseri’nin İncesu ilçesi ile Ürgüp’ün Başköy kasabası arasında yer alan, Tekke Dağı olarak bilinen mevkide bulunan Şeyh Turesan Zaviyesi, 1240 yılına tarihlenmektedir ve bu tür yapıların ilk örnekleri arasında yer almaktadır. Zaviye, inşa kitabesine göre I. Alâeddin Keykubad’ın eşi, II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in annesi Mahperi Huand Hatun tarafından, II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in saltanatı sırasında inşa edilmiştir.
Zaviyenin inşa kitabesinde Mahperi Hatun’un ismi geçmemekte, ancak yapının vakıf kaydı Mahperi Huand Hatun ismini vermektedir. Yapının zaviye olduğunu da "Zaviye-i Şeyh Turesan" ifadesiyle doğrulamaktadır. İnşa kitabesi ve vakıf kaydı birlikte değerlendirildiğinde; yapının zaviye olduğu, 1240 yılında II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in saltanatı döneminde annesi Mahperi Hatun tarafından Şeyh Turesan adına yaptırıldığı anlaşılmaktadır.
Zaviyenin Mimari Yapısı
Zaviyenin mimari planı ve kullanım amacı, dönemin diğer yapılarından bazı farklılıklar taşımaktadır. Yapı içerisindeki bazı mimari unsurların mekân kurgusunu geliştirmek veya yapıyı sağlamlaştırmak amacıyla yapılmadığı görülmektedir. Bu sebeple bu mimari öğelere, inançla ilgili ritüeller kapsamında ihtiyaç duyulduğu tahmin edilmektedir. Bu unsurlardan biri, sofada yer alan ana eyvanın zeminden yükseltilmiş bir sekisinin bulunmasıdır. Eyvanlı tarikat yapılarında eyvan bölümünde bir mihrap bulunmaması, eyvanların tasavvufi ritüeller esnasında seyirci mahfili işlevi görmesinden kaynaklanmaktadır. Bu bağlamda, zaviyenin ana eyvanında bulunan sekinin işlevi de bu şekilde açıklanmaktadır.
Diğer bir unsur ise orta sofanın örtüsünü destekleyen takviye kemerleri arasına yerleştirilmiş sembolik kubbe ve bu kubbenin altına denk gelecek biçimde yapılmış tonoza açılan merdiven kuruluşudur. Merkezi kubbe-eyvan ilişkisine sahip Anadolu Selçuklu zaviyelerinde, merkezde yer alan kubbedeki açıklık aracılığıyla evrenle bağlantı kurulduğu ileri sürülmektedir. Bu bağlamda Şeyh Turesan Zaviyesi’nin sembolik kubbesindeki açıklığın bulunmamasının oluşturduğu eksikliğin, hemen yakınında tonoza açılan ve çatıya çıkan bir açıklıkla giderilmeye çalışıldığı düşünülmektedir. Alt kısımda yer alan merdivenin kuruluşu da bu yorumu desteklemektedir.
Tarikat zaviyelerinin sosyal görevlerinden biri, ülkede dolaşan "âyende ve revende"ye (gelip geçene) belirli bir süre karşılıksız barınma ve konaklama imkânı sağlamaktır. Şeyh Turesan Zaviyesi’nde eyvana açılan bazı odaların yaşam mekânı olarak kullanıldığı bilinmektedir. Bu kapsamda, kuzey duvarı boyunca uzanan ve günümüzde mezarlık olarak bilinen bölümün duvarlarındaki halkaların, konaklayan kişilerin hayvanlarını barındırmak amacıyla kullanıldığı anlaşılmaktadır.
Mahperi Hatun, Kayseri, Tokat ve Yozgat gibi şehirlerde vakıflar ve hayır kurumları kurmuştur. Zaviyeler ise Osmanlı döneminde tekke ve dergâhlara dönüşerek bu işlevlerini sürdürmüştür.