İstanbul'da Adet Ağrısı Algısı, Kadınların Tanı Almasını Engelliyor
İstanbul'da adet ağrısının normal olduğu algısı, kadınların endometriozis hastalığına tanı almasını geciktiriyor. Uzmanlar, bu durumun hastaların yaşam kalitesini düşürdüğünü vurguluyor.
Memorial Bahçelievler Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Sehtap Nazlı Kılıç Çetin, endometriozisin, rahim içini döşeyen endometrium dokusunun rahim dışında yumurtalıklar, tüpler, bağırsaklar ve nadiren akciğer gibi farklı organlarda yerleşmesiyle ortaya çıkan kronik bir hastalık olduğunu açıklıyor.
Bu hastalık genellikle şiddetli adet ağrısı ile kendini gösteriyor. Ancak belirtiler kişiden kişiye farklılık gösterebiliyor. Çetin, "Şiddetli adet ağrısı (dismenore), cinsel ilişki sırasında ağrı (disparoni), kronik pelvik ağrı, bağırsak ve idrar alışkanlıklarında değişiklikler, infertilite, yoğun ve düzensiz adet kanamaları en sık görülen belirtiler arasında yer alır." ifadelerini kullanıyor.
Çetin, "Adet ağrısı normaldir" algısının birçok kadının yıllarca bu hastalıkla tanı almadan yaşamasına neden olduğunu belirtiyor. Bu nedenle, günlük yaşamı kısıtlayan ağrıların mutlaka bir kadın doğum uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.
Endometriozis tanısının günümüzde giderek daha fazla "klinik tanı" olarak kabul edildiğini ifade eden Çetin, jinekolojik muayenenin bu süreçte önemli bir yer tuttuğunu belirtiyor. Muayene sırasında rahim ve çevre dokuların değerlendirilmesi, hassasiyet, nodül veya kitle varlığının araştırılması gerektiğini kaydediyor.
Vajinal ultrasonografi ile yumurtalık kistleri ve diğer bulguların ayrıntılı olarak incelendiğini aktaran Çetin, bu yöntemlerin tanıyı desteklediğini belirtiyor. Kesin tanının gerektiğinde laparoskopi ile konulduğunu, manyetik rezonans görüntülemenin ise kompleks olgularda hastalığın yayılımını değerlendirmede önemli katkı sağladığını ifade ediyor.
Laparoskopinin tanının kesin olarak doğrulanmasını sağlayan altın standart yöntem olarak kabul edildiğini belirten Çetin, ancak her hastada tanı amacıyla uygulanmasının önerilmediğini, güncel yaklaşımda cerrahi işlemlerin yalnızca seçilmiş olgularda tercih edildiğini aktarıyor.
Endometriozis tedavisinde amacın ağrıyı azaltmak, hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak ve doğurganlığı korumak olduğunu belirten Çetin, birçok hastada ilk tercihin ilaç tedavisi olduğunu ifade ediyor. Bu tedavilerin, vücuttaki bazı hormonları dengeleyerek hastalığın etkilerini azaltmayı hedeflediğini söylüyor.
Çetin, "Doğum kontrol hapları düzenli veya sürekli şekilde kullanılabilmektedir. Progesteron içeren ilaçlar hastalığın büyümesini baskılayabilmektedir. Hormonlu spiral (rahim içi araç) hem ağrıyı azaltmaya hem de hastalığı kontrol altına almaya yardımcı olabilmektedir." diyor.
Hastalığın tedavisinde, ilaçlara rağmen geçmeyen şiddetli ağrı, yumurtalıklarda büyük kist oluşumu veya hastalığın bağırsak ve idrar yolları gibi organları etkilemesi durumunda cerrahi tedavinin planlanması gerektiğini vurgulayan Çetin, kapalı yöntemle yapılan ameliyatların tercih edildiğini belirtiyor.
Ameliyat kararı dikkatle verilmelidir ancak her ameliyatın riskleri bulunduğunu hatırlatan Çetin, özellikle yumurtalıklar üzerinde yapılacak işlemlerin ileride çocuk sahibi olma ihtimalini etkileyebileceğini belirtiyor. Bu nedenle, ameliyat kararının dikkatle verilmesi ve mümkünse deneyimli ekipler tarafından uygulanması gerektiğini vurguluyor.
Endometriozisin uzun süreli bir hastalık olabileceğini ifade eden Çetin, burada amacın hastanın yaşam kalitesini artırmak ve şikayetlerini kontrol altında tutmak olduğunu aktarıyor. Hastalığın kronik ve nüks eğilimi yüksek olduğunu belirten Çetin, cerrahi sonrası 5 yıl içinde nüks oranlarının yüzde 20-40 arasında bildirilmiş olduğunu kaydediyor.
Endometriozisin yalnızca bireysel bir sağlık sorunu değil, aynı zamanda önemli bir halk sağlığı problemi olduğunu söyleyen Çetin, tanı gecikmesi, heterojen klinik seyir ve tedaviye rağmen nüks oranlarının yüksekliğinin hastalık yönetimini zorlaştırdığını ifade ediyor. Kadınlarda iş gücü kaybı, sosyal izolasyon ve depresyon gibi sorunlara yol açabildiğini belirtiyor.
Çetin, endometriozisin milyonlarca kadının yaşamını etkileyen ancak hâlâ yeterince konuşulmayan bir hastalık olduğunu vurguluyor. Erken tanı ve doğru tedavi ile hastaların yaşam kalitesinin belirgin şekilde artırılabileceği, bunun yolunun ise toplumsal farkındalıktan geçtiğini sözlerine ekliyor.