Alanya Kalesi içerisinde bulunan Süleymaniye Camii, 13. yüzyılda 1. Alaaddin Keykubad döneminde inşa edilmiştir. Geçirdiği değişimlere rağmen tarihi dokusunu korumayı başaran cami, hem yerli hem de yabancı birçok turistin uğrak noktası haline gelmiştir. Selçuklu mimarisi ile inşa edilen bu yapı, zamanla özgün görünümünü kaybetmiş, 16. yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman döneminde yeniden inşa edilerek bugünkü halini almıştır. Bu yeniden yapılandırma süreci, camiye hem Selçuklu hem de Osmanlı mimarisinin izlerini taşıyan eşsiz bir karakter kazandırmıştır.
Caminin giriş kapısı, minberi ve ahşap işçiliği, ilk yapıldığı dönemin estetik anlayışını yansıtarak ziyaretçilere görsel bir şölen sunmaktadır. Ahşap detaylardaki ince işçilik, dönemin ustalığını gözler önüne sererken, yapının tarihi atmosferini daha da güçlendirmektedir.
Akustik Sistemi
Süleymaniye Camii'nin dikkat çeken bir diğer özelliği, akustik sistemidir. İlk inşa edildiği dönemde sesin cami içerisinde dengeli bir şekilde yayılması amacıyla yerleştirilen toplam 60 adet küp, dönemin mühendislik anlayışını ortaya koymaktadır. Ancak zaman içerisinde yapılan restorasyon çalışmaları sırasında bu küplerden birinin üzerinin sıva ile kapatıldığı bilinmektedir. Tarihi ve mimari özellikleriyle öne çıkan Süleymaniye Camii, her yıl binlerce ziyaretçiyi ağırlamakta ve Alanya'nın kültürel mirası içerisinde önemli bir yer tutmaya devam etmektedir. Özellikle kaleye çıkan turistlerin uğrak noktalarından biri olan cami, geçmiş ile günümüz arasında köprü kuran önemli yapılardan biridir.
Camii Hakkında Bilgiler
Caminin tarihi hakkında bilgi veren Reşat Reşatoğlu, “Camiyi ilk yaptıran kişi 1. Alaaddin Keykubad’dır. İlk yapıldığı zaman Alaaddin Camii olarak adlandırılmaktadır. Bu yapı, fetih camisidir. O dönemin anlayışına göre fethedilen şehirlerin en yüksek mevkilerindeki düz alana bir cami inşa edilirdi. Cami 300 yıl sonra Osmanlı döneminde Kanuni Sultan Süleyman devrinde şimşek çarpması sonucu büyük hasar görmüştür. Hasar görmeyen yerlerde yıkılarak temelleri muhafaza edilerek yeniden ayağa kaldırılmıştır. Bu sefer de Kanuni Sultan Süleyman bizzat kendi cebinden parayı gönderdiği için ve o dönemde yapıldığı için Süleymaniye Camii olarak adlandırılmıştır” şeklinde açıklamalarda bulundu.
Kapıda Makili Hat ile Fatiha Yazısı
Süleymaniye Camii'nin kapı girişinde inşaat sırasında Makili hat ile yazılmış Fatiha suresi dikkat çekmektedir. Reşatoğlu, “İç özelliklerinin en önemlisi akustiktir. O zaman mikrofon yoktu, en arkadaki cemaate sesin ulaşması gerekiyordu. Eski camilerin tamamında bu özellik bulunmaktadır. Osmanlı, bu eksikliği burada da çözmüştür. İmam efendi ön tarafta namazı kıldırırken, en arkadaki cemaatin sesi aynı şekilde duyabilmesi için kubbenin dört köşesine on beşer tane küçük küpçüler yerleştirilmiştir. Ancak restorasyon sırasında bir tanesi kapatıldığı için şu anda 59 tane kalmıştır. Bu caminin en önemli özelliklerinden biri de kapısının, pencere kanatlarının, kürsünün ve mihrabın orijinal olmasıdır” ifadelerini kullandı.
Son dönemlerde yaygınlaşan karekod uygulamasının da camide bulunduğunu belirten Reşatoğlu, “500 yıl sonra, günümüzde biz yaşarken Osmanlı zamanında karekod uygulamaları görülmektedir. Cami içinde pencerelerin kapısında Makili hat ile bir kare içerisinde peygamberimizin adı nakşedilmiştir. Ana kapı girişinin üstünde ise sol ve sağ kanatta bir karekod içerisinde Fatiha suresi nakşedilmiştir. Burada anlamlar vardır. Fatiha, giriş anlamına gelmektedir ve hem camiye giriş, hem Kur’an’a hem de İslam’a, dine girişi ifade etmektedir” diye konuştu.
