Biruni Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi'nde görev yapan Dr. Öğr. Üyesi Elif Karaman, bilim kurgunun artık üniversite laboratuvarlarında somut bir şekilde tartışıldığını ifade etti. 1818 yılında Mary Shelley tarafından yazılan Frankenstein romanının, bilimin doğanın sınırlarını zorladığı zamanlarda ne tür sonuçlar doğurabileceğine dair önemli sorular ortaya koyduğunu belirtti. Karaman, günümüzde ise bu soruların biyoteknoloji ve protein mühendisliği gibi alanlarda bilimsel tartışmaların merkezine yerleştiğini vurguladı.
Temel Amaç: Hastalıklarla Mücadele
Karaman, modern biyoteknolojinin yalnızca doğayı taklit etmekle kalmayıp, aynı zamanda biyolojik sistemleri kontrollü bir şekilde yeniden tasarlama yeteneği sağladığını belirtti. Günümüzde araştırmacıların mikroorganizmaları biyolojik üretim platformları haline dönüştürebildiğini ve insan vücudunun ürettiği proteinleri laboratuvar ortamında sentezleyebildiğini dile getirdi. Burada amaç, hastalıklarla savaşmak, yeni tedavi yöntemleri geliştirmek ve yaşam kalitesini artırmak olarak tanımlandı.
Yürütülen biyomoleküler tasarım ve rekombinant protein çalışmalarının bu yaklaşımın somut örnekleri arasında yer aldığına dikkat çeken Karaman, protein ekspresyonu ve saflaştırılması konusundaki araştırmaların, doğanın kullandığı moleküler sistemlerin laboratuvar ortamında nasıl üretilebileceğini ve işlevlerinin nasıl yeniden düzenlenebileceğini gösterdiğini bildirdi.
Bu çalışmaların "canavar üretmek" gibi bir kavramla ilişkilendirilmediğini aktaran Karaman, geliştirilen biyomoleküler yaklaşımların enfeksiyon tedavisinden hedefe yönelik biyolojik ilaçlara, çevresel sorunların çözümlerinden sürdürülebilir üretim teknolojilerine kadar geniş bir uygulama potansiyeli taşıdığını vurguladı.
Bilimsel Güç ve Sorumluluk
Karaman, Frankenstein hikayesinin günümüze ilettiği en önemli mesajlardan birinin bilimsel sorumluluk olduğunu belirtti. "Frankenstein’ın trajedisi, sonuçları yeterince öngörmeden ilerlemekti." diyen Karaman, günümüzde bilim dünyasının yalnızca "yapabilir miyiz?" sorusunu değil, aynı zamanda "yapmalı mıyız?" sorusunu da tartıştığını kaydetti. Biyoteknolojinin, biyoetik ve biyogüvenlik ilkeleri çerçevesinde ilerlediğini ifade eden Karaman, bilimsel gücün artmasıyla birlikte sorumluluğun da arttığını vurguladı.
Doğanın Yeniden Tasarımı
Protein mühendisliği sayesinde yalnızca hastalıklı dokularda aktifleşen, belirli biyolojik mekanizmaları hedefleyen veya çevresel sorunların çözümüne katkı sağlayan "akıllı biyomoleküller" geliştirilebileceğini aktaran Karaman, doğanın artık sadece kopyalanmadığını, bilinçli bir şekilde yeniden tasarlandığını ifade etti.
Bilim Kurgu ve Bilimsel Gerçeklik
Karaman, Mary Shelley’nin iki yüzyıl önce edebiyat yoluyla ortaya koyduğu soruların, günümüzde akademik laboratuvarlarda bilimsel ve etik boyutlarıyla yeniden ele alındığını belirtti. Asıl sorunun, Frankenstein’ın gerçekten bir korku hikayesi olup olmadığı değil, bilimin geleceğine dair erken bir sezgi taşıyıp taşımadığı olduğunu dile getirdi. Bugün ortaya çıkan tablo, bilim kurgu ile bilimsel gerçeklik arasındaki mesafenin giderek kapandığını göstermekte.
