Medicana Sağlık Grubu Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Gültekin Koçun, rahim sarkmasının, kadınların özellikle ilerleyen yaşlarda yaşadığı ve çoğunlukla dile getirmekte zorlandığı önemli sağlık sorunlarından biri olduğunu ifade etti. Bu durum, günlük yaşamı, sosyal hayatı ve organ fonksiyonlarını etkileyebiliyor. Erken dönemde fark edildiğinde ameliyatsız yöntemlerle dahi yönetilebilen rahim sarkması, pelvik taban kasları ve bağ dokuların zayıflaması sonucunda ortaya çıkıyor. Op. Dr. Koçun, "Rahim sarkması (uterus prolapsusu), rahmi yerinde tutan kasların ve bağ dokuların zayıflaması sonucu rahmin vajina içine ya da dışına doğru kaymasıdır" dedi.
Rahim sarkmasının özellikle menopoz sonrası dönemde belirgin şekilde arttığını belirten Op. Dr. Gültekin Koçun, "50 yaş üzerindeki kadınlarda daha sık görülmektedir. Klinik verilere göre, 60 yaşın üzerindeki her üç kadından birinde farklı derecelerde sarkma görülebilir. Menopozla birlikte östrojen hormonunun azalması, pelvik taban dokularının zayıflamasına yol açar ve riski artırır" şeklinde konuştu. Bunun yanı sıra çok sayıda doğum yapmış veya bağ dokusu zayıf olan kadınlarda daha genç yaşlarda da rahim sarkması görülebileceğini vurguladı. Her rahim sarkmasının ameliyat gerektirmediğinin altını çizen Koçun, tedavi kararının hastaya özel verilmesi gerektiğini ifade etti. "Tedavi planı, sarkmanın derecesine ve hastanın yaşam kalitesini ne ölçüde etkilediğine göre şekillenir. Erken ve orta evrelerde ameliyatsız yöntemlerle başarılı sonuçlar alınabilir" diye ekledi.
Cerrahi müdahalenin hangi durumlarda kaçınılmaz hale geleceğini açıklayan Op. Dr. Koçun, "İleri evre sarkmalarda cerrahi ön plana çıkmaktadır. Rahmin vajina dışına çıktığı durumlarda, şiddetli idrar ve bağırsak problemleri yaşandığında cerrahi müdahale kaçınılmazdır. Ayrıca, ameliyatsız yöntemlerden fayda görmeyen hastalarda da cerrahi planlanmaktadır" dedi. Günümüzde rahim sarkması ameliyatlarının büyük oranda kapalı yöntemlerle gerçekleştirildiğini belirten Koçun, bu yöntemlerin hastaların daha az ağrı hissetmesine ve kısa sürede günlük hayatlarına dönmesine yardımcı olduğunu ifade etti. Ameliyat sonrası iyileşme sürecinin genellikle 4 ila 6 hafta sürdüğünü ekleyen Koçun, hastaların, evde dinlenme sürecinde hafif ağrılar yaşayabileceğini ve bunun normal olduğunu söyledi. Ancak ilk 6 hafta ağır kaldırmamak ve cinsel ilişkiden kaçınmak gerektiğini de vurguladı.
Rahim sarkmasının cerrahi sonrası tekrar edebileceğini belirten Op. Dr. Koçun, "Ameliyat sonrası hastaların yaklaşık yüzde 10 ile yüzde 30’unda ilerleyen yıllarda yeniden sarkma gelişebileceğini gösteren bilimsel veriler mevcuttur. Bu noktada en önemli faktör yaşam tarzıdır" dedi. Ağır kaldırmak, kronik kabızlık, fazla kilo ve sigara kullanımı gibi durumların pelvik tabana yük bindirerek sarkmanın tekrarına neden olabileceğini ifade etti. Ayrıca, bağ dokusunun genetik olarak zayıf olması ve menopoz sonrası hormonal değişimlerin de riski artırdığını belirtti.
Ameliyatsız tedavi seçeneklerinin başlangıç ve orta evrelerde etkili olduğunu vurgulayan Koçun, "Düzenli pelvik taban egzersizleri yapmak, ideal kiloyu korumak ve ağır kaldırmaktan kaçınmak en önemli koruyucu adımlardır" diyerek sözlerini sürdürdü. Sigaranın bırakılmasının ve kronik öksürüğün tedavi edilmesinin pelvik taban sağlığı açısından kritik olduğunu ifade etti. Menopoz döneminde uygun hastalarda lokal östrojen tedavileriyle dokuların gücünün korunabileceğine dikkat çekti. "Güçlü kas yapısı ve düşük karın içi basıncı sağlandığında sarkma riski önemli ölçüde azaltılabilir" dedi. Pelvik taban kas egzersizlerinin, rahim sarkmasını önlemede en temel ve etkili yöntem olduğunu belirten Koçun, Kegel egzersizlerinin doğru şekilde uygulanmasının önemine değindi. "Kegel egzersizi, pelvik taban kaslarını çalıştırmaya dayanır ve bu kaslar, idrar yaparken akışı durdurmaya yarar. Düzenli uygulandığında pelvik tabanı güçlendirerek rahmi destekleyen yapıyı korur" ifadelerini kullandı. Ayrıca, vajinal pesser adı verilen destek halkalarının da rahmi yukarıda tutarak ameliyata alternatif olabileceğini belirtti. Pelvik taban fizyoterapisi, biofeedback ve elektriksel stimülasyon gibi yöntemlerin de kasların güçlenmesine katkı sağladığını sözlerine ekledi.
