Kastamonu'da yaşayan emekli öğretmen Aysel Mazak, 28 Şubat sürecinde başörtüsü nedeniyle zor günler geçirdiğini anlattı.

Kastamonu’da yaşayan emekli öğretmen Aysel Mazak, 28 Şubat 1997'de başörtüsü sebebiyle mesleğini bırakmak zorunda kaldığı günleri hatırladı. O dönemki baskılara karşı direnmeye çalıştığını belirten Mazak, sürecin ardından yeniden mesleğine dönebildiğini ifade etti.

Kastamonu'da yaşayan emekli öğretmen Aysel Mazak, 28 Şubat sürecinde başörtüsü nedeniyle zor günler geçirdiğini anlattı.
Kastamonu’da yaşayan emekli öğretmen Aysel Mazak, 28 Şubat 1997'de başörtüsü sebebiyle mesleğini bırakmak zorunda kaldığı günleri hatırladı. O dönemki baskılara karşı direnmeye çalıştığını belirten Mazak, sürecin ardından yeniden mesleğine dönebildiğini ifade etti.

Kastamonu’da yaşayan emekli öğretmen Aysel Mazak, 28 Şubat 1997’deki Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısı döneminde başörtüsü nedeniyle yaşadığı zorlukları paylaştı. Kendisi, başörtüsünü çıkartmak istemediği için peruk takmak zorunda kaldığını ve bu nedenle mesleğini bırakmak zorunda kaldığını dile getirdi. Sürecin sona ermesinin ardından tekrar öğretmenlik yapma şansını yakaladığını belirtti.

Üniversiteden yabancı dil eğitimi ile mezun olduktan sonra 1990 yılında Kastamonu’da sınıf öğretmeni olarak göreve başladığını ifade eden Aysel Mazak, "1982-83’te Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni okuyan arkadaşım eve hep ağlayarak gelirdi. O dönemde yaşanan sıkıntılarla ilgili olarak, biz de onun yaşadığı zorlukları yakından takip etmeye başladık. Tıp fakültesi öğrencisinin yaşadığı baskılar, bizlerin de evde yaşadığı kaygılar haline geliyordu. Arkadaşım başını açmak istemiyordu, fakat hocaları tarafından sürekli zorluyordu. Biz mezun olduktan sonra Kastamonu’ya döndüm. Özel bir şirkette çalışmaya başladım. O dönemde gazetelerdeki yazılar dikkatimi çekmeye başladı; başörtüsü ile ilgili olaylara ilgi duymaya başladım. Sonrasında ben de başımı kapattım. Özel şirkette çalışırken müdürlerimizden bazıları üzerimizde baskı kurmaya çalıştılar ancak artık bu baskılara karşı durmaya kararlıydım. Dinim için mücadele ediyordum. Sonrasında eşimle evlendik ve o da benimle aynı düşünceleri paylaştığı için birlikte mücadele etmeye başladık. 1990’da öğretmen olarak atandıktan sonra, eğitim hayatımızda da mücadeleler başladı. Telefonlar, teftişler ve üst üste aldığımız cezalarla karşılaştık. Baskı altında kalıyorduk ama yine de bu durum bizi çok fazla etkilemiyordu. 1995’te Fatma Şahin ve Aczimendi olayları yaşandı. O dönemde yaşananların çoğunun düzmece olduğunu yıllar sonra anladık; bu da bizi üzdü. TGRT’nin o dönemde bize sağladığı destek için minnettarım." dedi.

Aysel Mazak, sürekli başörtülerini açmaları için baskı yapıldığını ve Milli Eğitim Müdürü'nün, "Siz açın başınızı biz, sizin günahınızı çekeriz" dediğini belirtti. Toplantılara katılamadıklarını, rapor almak zorunda kaldıklarını ifade ederek, "Sürekli bir baskı ve zorlama vardı. Biz bu zorluklarla başa çıkmaya çalıştık. Bir peruk kullanma deneyimimiz oldu ama bu da uzun sürmedi." şeklinde konuştu.

1998-1999 yıllarında baskıların artarak devam ettiğini aktaran Aysel Mazak, "Sık sık müfettişler okula geliyordu, sınıfı denetliyorlardı. Okulumuzun yatılı olması nedeniyle, yatakhane bölümündeki bir mescidin kapatılması bizleri oldukça etkiledi. Orada bazı öğretmenler ve öğrenciler namazlarını kılıyorlardı. Bu durumu gördükçe daha fazla rahatsız oluyordum. Teftişlerin artması beni istifa etmeye zorladı; çünkü istifa etmezsem hem eşim hem de ben öğretmenden uzaklaştırılacaktık. Bu nedenle istifa etmek zorunda kaldım ve 3 yıl mesleğimden uzak kaldım. Daha sonra Tayyip Erdoğan’ın Başbakan olmasıyla yeniden öğretmenlik için başvurdum ve kabul edildim. İnebolu’dan Cide’ye geçtikten sonra, ben ve arkadaşlarım uzun süre başörtüsüyle ilgili baskılara maruz kaldık. Eşim her zaman destek oldu ve ben sonunda emekli oldum. Ancak emekli olduktan 3 yıl sonra başörtüsü özgürlüğüne kavuşuldu. Bu durumu göremesem de mücadelemizin sonuçlandığını görmek sevindirici. Şimdiki nesil, kızım ve diğer kapalı kadınlar başörtüsü takabiliyorlar ve bu da bizlere mutluluk veriyor." dedi.

Mazak’ın eşi Adnan Mazak da, başörtüsü ile ilgili mücadelenin 80’li yıllara kadar uzandığını belirtti. "O yıllarda biz yoktuk fakat eşimin arkadaşları bu mücadeleyi başlatmışlardı. 28 Şubat öncesinde de baskılar vardı, fakat bu dönemde daha fazla hissediliyordu. Göreve başladığımız gün soruşturmalarla karşılaştık. Eşime uygulanan baskılar, dolaylı olarak bana da yansıyordu. Sürekli savunmalar yazıyorduk. O dönemde müfettişler başörtüsü teftişine geliyorlardı. Bu da aslında bir tesettür düşmanlığıydı." şeklinde konuştu.

Adnan Mazak, 1998-1999 yıllarında baskının daha da arttığını belirterek, "Kaymakam, Garnizon Komutanı ve Milli Eğitim Müdürü, birlikte imza atınca sizi görevden alabiliyordu. Bir gün okuldayken eşimle nöbetçiydik ama eşim rahatsızlandığı için hastaneye gitmişti. O akşam, Milli Eğitim Müdürü, Kaymakam ve Garnizon Komutanı bize geldi. O gün eşim bulamadıkları için şanslıydık." dedi.

Adnan Mazak, 28 Şubat döneminde toplumsal baskılarla da karşılaştıklarını belirterek, "Evimizdeki dini kitapları gömmek zorunda kaldık. Baskı o kadar kuvvetliydi ki, 'bu terörist' gibi düşünülüyorduk. Halk arasında da korku hüküm sürüyordu; bana selam veren bile selam vermez hale geldi." şeklinde konuştu.

Kaynak: Mersin Haber + IHA

İlgili Haberler


Mersin Haber ,Mersin