Prof. Dr. M. Nazım Karalezli, ayak tabanında bulunan ve topuktan parmaklara uzanan 'Plantar Fasya' adlı zarın esnekliğini kaybetmesinin bu süreci başlattığını ifade etti. Vücut, burada oluşan mikroskobik yırtıkları tamir etmek için kalsiyum biriktiriyor ve bu da dikensi bir çıkıntı oluşturuyor. Yani, topuk dikeni ağrının sebebi değil, vücudun kendini onarmaya çalışırken ortaya çıkan bir sonuçtur.
Hastalığın en belirgin belirtilerinden biri sabahları yaşanan tutukluktur. Hastalar, birkaç dakika yürüdükten sonra bir 'açılma hissi' yaşarken gün ilerledikçe ağrının geri geldiğini belirtiyor. Yanlış ayakkabı seçimi, fazla kilo ve sert zeminler bu durumu daha da kötüleştiriyor.
Prof. Dr. Karalezli, halk arasında yaygın olan bir tedavi yöntemi hakkında uyarılarda bulundu. "Topuğu sert bir yere vurarak dikeni kırmaya çalışmak gibi yanlış yöntemler var. Bu tür uygulamalar, ödemi ve yırtığı artırarak iyileşmeyi geciktirir. Çözüm, o bölgeyi yumuşatmak ve esnetmekten geçiyor" dedi.
Ameliyatsız tedavi yöntemleri de mevcut. Hastalığın yüzde 99 oranında ameliyata gerek kalmadan tedavi edilebileceğini vurgulayan Karalezli, iyileşme sürecinin anahtarlarını şu şekilde sıraladı:
Egzersiz: Ayağın altına buzlu su şişesi koyup yuvarlamak veya havluyla germe yapmak.
ESWT (Şok Dalga): Topuğa dışarıdan ses dalgaları verilerek iyileşmenin tetiklenmesi.
Doğru Terlik: Evde kesinlikle çıplak ayakla sert zeminlere basılmamalı, yumuşak tabanlı terlikler tercih edilmelidir.
Prof. Dr. Karalezli, oluşan kemik çıkıntısının kendiliğinden erimeyeceğini ancak tedaviyle iltihap geçince ağrının sona ereceğini belirtti. Dikenin orada durmasının sağlık açısından hiçbir zararı olmadığını vurguladı.
