Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Çarşamba İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi öğretim üyeleri tarafından hazırlanan "Privacy and surveillance on social media: Awareness and tendencies of users in Türkiye" başlıklı çalışma, uluslararası akademik dergi Observatorio’nun 2025 yılı 19’uncu cildinin 4’üncü sayısında yayımlandı. Araştırma, Türkiye'deki 800 katılımcıdan çevrim içi ve yüz yüze anket yoluyla veri toplayarak, sosyal medya kullanım alışkanlıklarını, mahremiyet ihlalleri ve dijital gözetim süreçlerine bakış açılarını analiz etti.
Çalışmada, sosyal medya platformlarının bireylerin günlük yaşamına etkisiyle kişisel verilerin daha görünür hale geldiği vurgulandı. Kullanıcıların fotoğraf, video, düşünce, konum bilgisi ve özel yaşamlarına dair içerik paylaşımının mahremiyet açısından yeni riskler doğurduğu ifade edildi. Araştırmaya katılanların yalnızca paylaşım düzeyinde değil, aynı zamanda beğeni, yorum gibi etkileşimlerle de kişisel veri topladıkları belirtildi.
Araştırmaya göre, kadın katılımcıların gözetim ve mahremiyet ihlallerine ilişkin farkındalık düzeyi erkek katılımcılara kıyasla daha yüksekti. Bekar katılımcıların ise mahremiyet ihlali ve kişisel bilgi paylaşma eğilimlerinin evli katılımcılara göre daha fazla olduğu ortaya kondu. Çalışma, yaş, eğitim durumu, gelir ve meslek gibi değişkenlerin de bu algılar üzerinde etkili olduğunu ortaya çıkardı.
Genç kullanıcıların sosyal medya ortamlarında kişisel bilgi paylaşma ve mahremiyet ihlallerine açık olma eğilimlerinin daha belirgin olduğu gözlemlendi. Özellikle 18-25 yaş grubundaki katılımcıların mahremiyet ihlali ölçeğinde yüksek ortalamalara sahip olduğu, 46 yaş ve üzerindekilerin ise daha düşük eğilimler gösterdiği belirlendi. Öğrencilerin de diğer meslek gruplarına göre mahremiyet ihlallerine daha açık olduğu tespit edildi.
Araştırmada dikkat çeken bir diğer nokta sosyal medya kullanım süresiyle gözetim farkındalığı arasındaki ilişki oldu. Günde 6 saat ve üzerinde sosyal medya kullanan katılımcıların gözetim farkındalığı, diğer kullanıcılara göre daha düşük bulundu. Sosyal medyayı günde 2-3 saat ve 4-5 saat kullanan katılımcılar, günde 1 saatten az kullananlara göre mahremiyet ihlallerine daha açık davranışlar sergiledi.
Katılımcıların yüzde 82,6'sının sosyal medya platformlarında gizlilik ayarlarını yapılandırdığı, yüzde 17,4'ünün ise bu ayarları kullanmadığı belirlendi. Ancak çalışmada, gizlilik ayarlarını yapılandıran ve yapılandırmayan katılımcılar arasında mahremiyet ihlali ve gözetim farkındalığı açısından anlamlı bir fark olmadığı görüldü. Araştırmacılar, bu durumun gizlilik ayarlarının tek başına yeterli olmadığını, kullanıcıların dijital gözetim ve veri toplama süreçleri hakkında daha fazla bilgiye ihtiyaç duyduğunu ifade etti.
Çalışmada "mahremiyet paradoksu"na da dikkat çekildi. Kullanıcıların mahremiyetle ilgili risklerin farkında olsalar bile sosyal medyada kişisel bilgi paylaşımına devam ettikleri belirtildi. Bu bağlamda, sosyal medya kullanıcılarının potansiyel mahremiyet tehditlerini daha iyi anlaması ve daha dikkatli davranması gerektiği vurgulandı.
Sonuç olarak, dijital okuryazarlık eğitimlerinin artırılması, sosyal medya platformlarının mahremiyet politikalarının açıklığının sağlanması ve kullanıcıların düzenli olarak bilgilendirilmesi gerektiği ifade edildi. Araştırmacılar, sosyal medya kullanımının sürdürülebilirliği açısından kullanıcıların dijital haklarının korunması, platform şeffaflığının artırılması ve mahremiyet farkındalığını güçlendirecek yöntemlerin önem taşıdığına işaret etti.