Ankara Sanayi Odası (ASO), Türk sanayisinin değişime uyumunu hızlandırmak ve geleceğe yönelik politika önerileri sunmak amacıyla raporlar hazırlamaya devam ediyor. Bu kapsamda hazırlanan ‘Üniversite-Sanayi Etkileşimi: Türkiye’de Derinlik ve Dönüşüm Arayışı’ başlıklı raporda, üniversitelerin ileri araştırma, yetkin insan kaynağı ve ticarileşen inovasyon ile sanayinin teknoloji ortağına dönüşmesi gerektiği vurgulanıyor. Üniversite-sanayi ilişkisi, yalnızca eğitim kurumları ile üretim tesisleri arasındaki bir temas noktası değil; Türkiye’nin rekabet kapasitesini, verimliliğini ve teknoloji üretme gücünü belirleyecek stratejik bir alan olarak ele alınıyor.
Yeni Dönem: Erişimden Derinliğe Geçiş
Raporda, Türkiye’nin son 30 yılda yükseköğretimde önemli bir erişim hamlesi gerçekleştirdiği, milyonlarca gencin üniversiteyle buluştuğu ancak nitelik olarak bunun karşılığının alınmadığı ifade ediliyor. Yeni dönemin ‘erişimden derinliğe geçiş’ olması gerektiği vurgulanıyor. Günümüzde küresel rekabetin yalnızca üretim kapasitesinde değil; bilgi, yetenek ve teknoloji üretme gücünde de sertleştiği belirtiliyor. Türkiye açısından meselenin sadece eğitim sisteminin iyileştirilmesi değil; orta teknoloji tuzağının aşılması, yüksek katma değerli üretimin güçlendirilmesi ve küresel teknoloji yarışının dışında kalınmaması gerektiği ifade ediliyor.
Raporda Türkiye yükseköğretim sisteminin, Güney Kore, Almanya ve ABD gibi ülkelerle karşılaştırmalı olarak analiz edildiği belirtiliyor. İleri araştırma kapasitesi, nitelikli insan kaynağı yetiştirme, sanayi ile ortak proje hacmi ve ticarileşme performansı gibi temel göstergeler esas alındı. Ortaya çıkan tablo, Türkiye’nin yükseköğretimde erişimde önemli bir mesafe kat ettiğini ama sanayinin ihtiyaç duyduğu derinlik ve teknoloji üretiminde ciddi bir dönüşüme gereksinim duyduğunu ortaya koyuyor.
Yüksek Öğretim Yükü, Düşük Araştırma Derinliği
Çalışmada, üniversitelerin yalnızca eğitim veren kurumlar değil; bilgi, ileri beceri, inovasyon ve rekabet gücü üreten stratejik yapılar haline gelmesi gerektiği vurgulanıyor. Rapora göre Türkiye, yaklaşık 7,1 milyon öğrenci ve yüzde 45 mezuniyet oranı ile yükseköğretimde güçlü bir erişim performansı sergiliyor. Ancak akademisyen başına düşen öğrenci sayısının 32,1 gibi yüksek bir seviyede olması; Almanya’da 7,1, ABD’de ise 13,1 olan oranlarla kıyaslandığında, temel araştırma kapasitesinin sınırlı kaldığına işaret ediyor. Bu durum, Türkiye’nin yükseköğretimde ‘geniş ama seyrelmiş’ bir yapı görünümü verdiğini ortaya koyuyor.
AR-GE’de Derinlik ve Yetenek Açığı
Türkiye’de yüksek lisans ve doktora mezunu oranı yüzde 3-4 bandında kalırken, bu oran Güney Kore’de yüzde 20, Almanya’da yüzde 18 seviyesinde bulunuyor. Yıllık doktora mezunu sayısının Türkiye’de yaklaşık 10 bin 500 olması; Almanya’da 30 bin, ABD’de ise 75 bin seviyesine ulaşması, ileri araştırma kapasitesindeki farkı ortaya koyuyor. Raporda, alan dağılımındaki dengesizlik de dikkat çekiyor. Türkiye’de doktora mezunlarının yaklaşık yüzde 50’si sosyal bilimler alanından gelirken, mühendislik ve fen bilimlerinin payı yüzde 20 bandında kalıyor. Gelişmiş ülkelerde ise teknik alanların payı yüzde 60-70 seviyesinde bulunuyor. Bu durum, sanayinin ihtiyaç duyduğu yetkinliklerle üniversitenin yetiştirdiği insan kaynağı arasındaki uyumsuzluğu göstermektedir. İşverenlerin yüzde 72’sinin aradığı nitelikte eleman bulamaması da sorunun yalnızca işsizlik değil; yetenek ve beceri açığı olduğunu ortaya koyuyor. Raporda bu nedenle derinleşmenin; doktora mezun sayısını artırmak, doktora içindeki STEM ağırlığını büyütmek, özel sektör Ar-Ge payını yükseltmek ve üniversiteyi bilgi üreten yapıdan girişim üreten yapıya dönüştürmek üzerinden ele alınması gerektiği vurgulanıyor.
Demografik Risk: Zaman Daralıyor
Raporda, yaşlanmaya başlayan Türkiye nüfusunun genç nüfustan kaynaklı demografik avantajını kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğu vurgulanıyor. OECD projeksiyonlarına göre 2030 sonrasında demografik fırsat penceresinin kapanacağı tahmin ediliyor. Gelecek 10 yıl içinde yaklaşık 7 milyon mevcut üniversite öğrencisinin sadece istihdam edilebilirliğinin değil, teknolojiyi tasarlama ve yönetme yetkinlikleriyle donatılmasının sanayinin üretkenlik sıçramasını sağlayacak kritik bir unsur olduğu ifade ediliyor. Aksi halde, Türkiye zenginleşmeden yaşlanan bir ülke kategorisinde yer alacağı değerlendirmesi yapılıyor; yükseköğretimde derinlik hamlesinin ertelenemez bir eğitim reformu değil, zamanla yarışan bir sanayi ve rekabet politikası olduğu belirtiliyor.
Üniversiteler Sanayi 4.0 Yolculuğumuzun Doğal Yol Arkadaşı
Raporu değerlendiren ASO Başkanı Seyit Ardıç, üniversite-sanayi ilişkisinin yeni bir aşamaya geçmesi gerektiğini belirterek, küresel rekabette asıl farkın üretimin derinliğiyle oluştuğunu vurguladı. Başkan Ardıç, sanayimizin yapay zeka, otomasyon, veri, ileri malzeme ve biyoteknoloji ekseninde Sanayi 4.0 yolculuğuna çıktığını ifade etti. Üniversitelerimizin ise bu yolculuğun doğal yol arkadaşı ve destekleyicisi olduğunu belirtti. Ancak, üniversite 2.0’da kalan bir sistemin Sanayi 4.0 sürecine gerekli desteği vermekte zorlanacağına dikkat çekti. Sanayinin ihtiyaç duyduğu teknolojinin; doktorayla, ileri araştırma altyapısıyla, kamu-sanayi eş fonlu projelerle ve ticarileşen inovasyonla üretilmesi gerektiğini ifade etti. Bu zinciri kurabilen üniversitelerin yalnızca mezun değil; gelecek üreteceğini vurguladı. Bugün mesele yalnızca eğitim sistemi meselesi değildir; bu aynı zamanda Türkiye’nin teknoloji yarışında güçlü kalması, kendi bilgi ve teknoloji kapasitesini büyütmesi meselesidir.
Üniversiteleri Sanayinin Teknoloji Ortağına Dönüştürmeliyiz
Başkan Ardıç, Türkiye’nin son 30 yılda milyonlarca genci üniversiteyle buluşturduğuna dikkat çekerek, artık yeni bir aşamaya geçilmesi gerektiğini ifade etti. Yükseköğretimdeki niceliksel başarıyı, niteliksel bir sıçramaya dönüştürmek gerektiğini belirten Ardıç, mezun vermekle değil yetkinlikle, yayınla değil teknolojiyle, nicelikle değil rekabet gücüyle derinliğin ölçüleceği bir sistemin Türkiye için önemli kazanımlar getireceğini vurguladı. Üniversiteleri sanayinin teknoloji ortağına dönüştürmenin gerekliliğine dikkat çekti. Türkiye’nin ihtiyacının yalnızca diploma üreten değil; araştırma yapan, ürün geliştiren, patent çıkaran, girişim doğuran ve sanayinin dönüşümüne omuz veren üniversiteler olduğu belirtildi.
ASO’nun raporunun Türkiye için yeni bir üniversite vizyonu önerdiğini ifade eden Ardıç, "Az sayıda ama güçlü, odaklanmış ama küresel, bilgi üreten ama aynı zamanda değer oluşturan üniversiteler. Bu vizyon; son dönemde tekrar gündeme gelen geleneksel bir yapıyla yani üniversite, sanayi ve kamunun birlikte hareket ettiği güçlü bir ‘Üçlü Sarmal’ anlayışıyla hayat bulacaktır" dedi. Ardıç, Ankara’nın bu dönüşüm için güçlü bir pilot alan sunduğunu, ASO’nun da bu süreçte yalnızca destek veren değil; yön gösteren, tasarlayan ve hızlandıran bir rol üstlenmeye hazır olduğunu vurguladı.
Başkan Ardıç, raporun yükseköğretim-sanayi ilişkilerinin derinleştirilmesine yönelik veriye dayalı bir başlangıç çerçevesi sunduğunu belirterek, ortaya konulan tespit ve önerilerin, paydaşlarla yürütülecek tematik çalıştaylar, pilot uygulamalar ve geri bildirim mekanizmaları ile olgunlaştırılması hedeflendiğini ifade etti.
