İran’ın Ankara Büyükelçisi Dr. Mohammad Hassan Habibullah Zadeh, Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (ESAM) tarafından gerçekleştirilen "Çarşamba Sohbetleri" konferansına katıldı. Zadeh, burada "İran’ın Haklı Savaşı, Bölgesel-Küresel etkileri ve Adil Yeni Bir Dünya" başlıklı bir konuşma yaptı.
Zadeh, konuşmasında, "Bugün uluslararası sistemin en karmaşık meselelerinden biriyle karşı karşıyayız. Bu mesele yalnızca bir ülkenin değil, bir bölgenin ve küresel düzenin geleceğiyle doğrudan ilişkilidir. ABD ve Siyonizm rejiminin İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı dayattığı savaşçı bölgesel sonuçları ele alacağım. Bu konuyu üç düzlemde inceleyeceğim. İlk olarak, savaşın nedenleri ve meşru müdafaa kavramıyla olan ilişkisi; ikinci olarak, bölgesel sonuçları ve Batı Asya’da güvenliğin yeniden tanımlanmasının gerekliliği; son olarak, komşu ülkelerin rolü ve mevcut durumdan çıkış için pratik çözümler." şeklinde belirtti.
Zadeh, savaşı yalnızca askeri bir çatışma olarak değerlendirmenin yetersiz olduğunu vurguladı. "Bu savaşı anlamak için uluslararası sistemin yapısal dinamiklerine bakmak gerekir. İlk bakışta, bu savaşı geçici bir askeri çatışma olarak görmek yanıltıcıdır. Aksine, onu bölgesel düzene ilişkin iki yaklaşımın karşı karşıya gelmesi olarak analiz etmek gerekir. Bir yanda hegemonya ve müdahale arayışı, diğer yanda bağımsızlık ve direnç anlayışı bulunmaktadır. İran İslam Cumhuriyeti, son 10 yılda bağımlılık modelinden uzaklaşarak bağımsız bir aktör olma yönünde ilerleme kaydetmiş ve bölgesel denklemlerde etkin bir rol oynamaya çalışmıştır. Bu yaklaşım, güvenlik ve strateji alanlarında bazı güçlerin çıkarlarıyla çatışmıştır." ifadelerini kullandı.
Meşru Müdafaa ve Savaşın Hukuki Boyutu
Zadeh, meşru müdafaa kavramı ve savaşın hukuki boyutuna da değindi: "Uluslararası hukukta güç kullanımının yasaklanması temel bir ilkedir. Ancak tehdit veya saldırı karşısında meşru müdafaa hakkı bir istisna teşkil etmektedir. İran, son saldırılara verdiği karşılıkları bu çerçevede değerlendirmektedir. Başka bir deyişle, İran savaşın başlatıcısı değil, fiili bir tehdide karşılık veren taraf olduğunu ortaya koymaya çalışmıştır. Uluslararası siyasette saldırı ve savunma arasındaki sınır her zaman tartışmalıdır. Her aktör, kendi anlatısını meşru kılmaya çalışır. Bu nedenle, bu savaşı anlamak için anlatıların savaşını göz önünde bulundurmak gerekmektedir." dedi.
Zadeh, İsrail rejiminin bu denklemdeki olumsuz rolüne de dikkat çekerek, "Pek çok analiz, bu rejimin stratejik üstünlüğünü korumak amacıyla bağımsız bölgesel güçleri sınırlamaya çalıştığını göstermektedir. ABD’nin bu yaklaşımı desteklemesi, iki aktör arasında stratejik bir örtüşmeye işaret etmektedir." ifadelerini kullandı. Sonuç olarak, bu savaşın jeopolitik rekabetler, güç dengeleri değiştirme çabaları ve İran İslam Cumhuriyeti’nin artan bölgesel etkisi gibi unsurların birleşimi ile ortaya çıktığını belirtti. Ancak kritik noktanın, bu yaklaşımın güvensizlik ve istikrarsızlık döngüsünü beslemesi olduğunu vurguladı.
