Erzurumlu genç şair Adem Güneş, şiir dünyasına adım atan ilk eserini okuyucularıyla buluşturdu. "Mahşeri Yalnızlık" adlı kitap, manevi derinliği ve vicdan odaklı yaklaşımıyla dikkat çekiyor. Bu eser, adalet arayışını ve insanın Yaratan’a yönelişini güçlü imgelerle anlatıyor.
Şair, adaletsizlik karşısında hakikatin tek güvenli liman olduğunu vurgulayan dizeleriyle, mazlumların dualarından ve yetimlerin gözyaşlarından besleniyor. Adem Güneş, şiirlerinde sahte alkışların etkisinde kaybolan insanı, öz benliğiyle yüzleşmeye davet ediyor.
Hayatın karmaşası içinde duyulmayan sessiz çığlıkları, mahşeri bir yalnızlık duygusuyla harmanlayarak, yaşam ile ölüm arasındaki ince sızıları, ruhun ağırlığını ve iç hesaplaşmayı şiire dönüştürüyor.
Zalim ile mazlum arasındaki ezeli mücadeleyi, öksüz kalplerin sızısını ve kulun Yaratan’a sığınarak bulduğu sarsılmaz gücü fısıldayan "Mahşeri Yalnızlık", modern dünyanın karmaşasında iç sesini arayanlar için önemli bir eser olarak öne çıkıyor.
Pikap Yayınları tarafından yayımlanan bu kitapta toplamda 200’e yakın şiir bulunmakta. Kitap Yurdu gibi dijital platformlarda satışa sunulan "Mahşeri Yalnızlık" kitabının yazarı, acıların izini sürerek kaleme aldığı şiirleriyle dikkat çekiyor.
İlham Kaynağı: Yerli ve Milli Yazarlarımız
Hakikatin değerinin düşürüldüğü bir ortamda, güç ve zorbalığın öne çıktığı bir düzende Adem Güneş, aşk ve tabiat şiirleri yerine kelimelerin kanayan yaralara yöneldiğini ifade ediyor. Kitabının hikayesini şöyle anlatıyor: "Şiirle tanışmam, zihnimde ilk kıvılcımın çaktığı günlere uzanıyor. Bu yolculuk ilkokul yıllarında İstiklal Marşı ile başladı. Ardından Arif Nihat Asya’nın bayrak şiiri ile devam etti. Zamanla Faruk Nafiz’in memleket dizeleri ve Ahmet Hamdi Tanpınar’ın derin eserleri ruhuma dokundu."
Ortaokul yıllarında üstat Necip Fazıl’ın şiirleriyle tanıştığını belirten Güneş, onun büyük çığlıklarının kalbinde yankılandığını ifade ediyor. Attila İlhan, Nevzat Çelik, Ahmet Arif ve Cemal Safi’nin dizeleriyle de şiirin farklı iklimlerinde kendini bulduğunu vurguluyor. Usta şair Nurullah Genç’in "Çiçekler Üşümesin" kitabı ise onun şiire olan ilgisini artıran bir eser oldu.
Yabancı Şairler Yüreğine Dokunmadı
Yabancı şairlerden Shakespeare, Dante ve Goethe’yi okuduğunu belirten Adem Güneş, ancak kendi yurdunun şairlerinin yüreğine daha fazla dokunduğunu düşünüyor. Onların dizeleri içindeki yankı bulsa da, bu toprağın sesi insanın ruhunu başka türlü titretiyor. Yunus Emre, Karacaoğlan ve Rumi’nin engin dünyasına açılan yazar, onların eşsiz dizeleriyle büyülendiğini aktarıyor.
Dert Ortağım Şair, Şifam Şiir Oldu
Henüz on beş yaşındayken kalbinde hissettiği ince bir sızı, kelimelere dönüştü ve ilk şiirini yazdı. Bu deneyim onun bakış açısını değiştirdi. Öfkelendiğinde, hüzünlendiğinde veya içe kapandığında kalemi elinde bulduğunu ifade ediyor. Gençliğinin sert zamanlarında kalbinin her sıkıştığında, dert ortağının şair ve şifasının ise şiir olduğunu belirtiyor.
Gençlik Rüzgarları Dinerken
Hayata ve dünyaya bakış açısının değiştiğini söyleyen Güneş, çocukluğundan beri tanık olduğu haksızlıkların onu düşünceli ve ağır başlı hale getirdiğini aktarıyor. Bu durum, zamanla içindeki sessiz mücadeleyi de başlattı. Zorbalık ve zulme karşı duyduğu isyan, kelimelere dönüşerek şiir haline geldi.
Şiirin Kıymeti Bilinmiyor
Ne yazık ki ülkemizde şiire gereken önem verilmiyor. Okuyucusunun az olduğunu belirten Güneş, şairlerin genelde narin ve naif figürler olarak algılandığını ifade ediyor. Ancak ona göre şair, hakikate, manaya yaslanır ve geleceğe ışık tutar. Şiirlerini yazarken mükemmel bir metin ortaya koyma kaygısı taşımadığını, ruhunun fısıldadıklarını kağıda emanet ettiğini vurguluyor.
Sonuç olarak, "Mahşeri Yalnızlık" eseri, hakikat arayışını ve adalet duygusunu merkezine alarak, modern dünyanın karmaşasında iç sesini arayan okurlar için raflardaki yerini aldı.