Uzmanlar, çarpıntı hissinin sürekli hale gelmesiyle birlikte çabuk yorulma ve nefes darlığı gibi belirtilerin hastaların yaşam kalitesini olumsuz etkilediğini belirtiyor. Uzm. Dr. Selma Akdeniz Oskay, çarpıntı sorunu yaşayan birçok hastanın sosyal hayattan uzaklaştığını ve iş veriminin düştüğünü ifade etti. Bu durumun hem birey hem de sağlık sistemi için önemli bir yük oluşturduğunu vurguladı.
Atrial Fibrilasyon ve Tedavi Yöntemleri
Atrial fibrilasyonun, doğru yaklaşımlar ile kontrol altına alınabilen bir sağlık sorunu olduğunu dile getiren Oskay, tedavi sürecinin genellikle ilaçlarla başladığını ancak bazı hastalarda ilaçların yetersiz kalabileceğini söyledi. Bu noktada ablasyon tedavisinin önemli bir alternatif sunduğunu aktardı. Ablasyon, kasık damarından girilerek yapılan kapalı bir işlem olup, kalpteki anormal elektriksel odakların etkisiz hale getirilmesini sağlıyor.
Ablasyon işleminin günümüzde üç temel teknikle uygulandığını belirten Oskay, son yıllarda gelişen pulsed field ablasyon tekniğine dikkat çekti. Bu yeni nesil yöntemde, ısı veya soğuk yerine kısa süreli elektrik alanları kullanıldığı ve bu alanların yalnızca kalp kası hücrelerini etkileyerek çevre dokulara zarar verme riskinin oldukça düşük olduğu ifade edildi.
Kişiye Özel Uygulamalar
Oskay, ablasyonun her atrial fibrilasyon hastasına uygulanamayacağını ve en iyi sonuçların doğru hasta seçimi ile elde edileceğini vurguladı. İlaçlara rağmen çarpıntı yaşayanlar, ataklar halinde gelen atrial fibrilasyonu olanlar ve genç bireylerin ablasyondan en fazla faydayı görebileceği belirtildi. Ayrıca, uygun değerlendirme sonrası bazı kalıcı atrial fibrilasyon hastalarında ve ritim bozukluğu nedeniyle kalp yetmezliği bulguları artan kişilerde de ablasyonun yaşam kalitesini artırabileceği ifade edildi.
Son olarak, atrial fibrilasyonun kader olarak kabul edilmemesi gerektiğine dikkat çeken Oskay, erken tanı, düzenli takip ve kişiye özel tedavi ile inme gibi ciddi komplikasyonların önlenebileceğini ve hastaların daha kaliteli bir yaşam sürdürebileceğini söyledi. Çarpıntının basit bir şikayet olarak görülmemesi ve altında yatan risklerin zamanında fark edilmesinin önemine değinerek, hastaların bu konuda dikkatli olmalarını önerdi.