Son yıllarda sıcak çatışmaların etkisiyle enerji arzında yaşanan kesintiler, yenilenebilir enerji kaynaklarına olan talebi artırdı. Bu bağlamda, dünyanın önde gelen araştırma merkezi Stanford Üniversitesi tarafından yapılan bir çalışma, EGS teknolojisinin enerji geçiş sürecindeki önemini ortaya koyuyor. EGS teknolojisi, elektrik fiyatlarını rekabetçi seviyelerde tutarak temiz enerjiye geçiş sürecinde gerekli altyapı ihtiyacını azaltıyor. Uzmanlar, bu sistemin hava kirliliğini minimize ederken, enerji güvenliği sağladığını vurguluyor.
EGS teknolojisinin önemli bir avantajı, jeotermal enerjinin her noktada uygulanabilir olması ve ihtiyaç doğrultusunda üretim yapılabilmesidir. Kındap, "Ülkemiz, enerji teknolojileri geliştirme konusunda yeterince ilerleme kaydedemedi. Ancak, jeotermal alanda dünyanın en yüksek potansiyeline sahip ülkelerden biri olarak, EGS teknolojilerinin geliştirilmesinde aktif olarak yer almalıyız" dedi.
Enerji Maliyetlerinin Düşmesi
Kındap, EGS teknolojisinin temiz enerjiye geçişte rüzgar, güneş ve batarya altyapısına olan ihtiyacı önemli ölçüde azaltabileceğini belirtti. "EGS; rüzgar, güneş, hidroelektrik ve bataryalarla birlikte çalışarak, dünyanın enerji ihtiyacını karşılamaya yönelik temiz ve yenilenebilir bir teknoloji olarak öne çıkıyor. Bu teknoloji, hem düşük maliyetle enerji güvenliğini sağlarken hem de hava kirliliğini ve küresel ısınmayı önemli ölçüde azaltıyor" ifadelerini kullandı. Yapılan çalışma, EGS sisteminin kullanıldığı senaryolar ile kullanılmadığı senaryolar arasında elektrik arzının sadece yüzde 10'unun EGS tarafından karşılandığı durumda, rüzgar kapasitesinin yüzde 15, güneş enerjisi kapasitesinin yüzde 12 ve batarya depolama ihtiyaçlarının ise yüzde 28 oranında azaldığını gösteriyor. Her iki senaryoda, yıllık enerji maliyetlerinin mevcut fosil yakıt senaryosuna kıyasla yaklaşık yüzde 60 oranında düştüğü belirtiliyor.
Veri Merkezlerinin Enerji İhtiyacı
EGS'nin kesintisiz elektrik sağlama yeteneği, artan veri merkezlerinin enerji ihtiyacını karşılamak için de kritik bir çözüm olarak değerlendiriliyor. Kındap, maliyetlerin teknolojinin yaygınlaşmasının önünde geçici bir engel oluşturduğunu, bilimsel araştırmaların, sondaj hızlarındaki iyileşmelerle birlikte 2035 yılına kadar fiyatların önemli ölçüde düşebileceğini gösterdiğini kaydetti.
